
THE WEB-AĞ
1 year ago
This is the story of a disabled man and his mother...
"Watch it over your lunch break, in the wee hours of the morning or in the still of night. You won't regret it." Trent Gilliss, online editor.
Production date: 2006
44th Antalya Golden Orange Film Festival Documentary Finalist.
İstanbul short movie producers association 7th national short film contest finalist.
International barikat film festival 2010 screening.
Screening at izTV.
For an English subtitled version, click here: vimeo.com/12516242
ONE MAN STANDING
Trent Gilliss, online editor
(Yabancı bir gazetecinin film hakkındaki yorumu)
On the social matrix of the web, one meets all types of interesting people and finds interesting stories through these happenstance relationships. Take, for instance, sinan ipek. In a random checkup on the status of sof videos, ı found this turkish filmmaker had commented on two sof videos with themes of women’s rights: one about kenyan women striving for a more verdant future and another about diana matar's exploration of women and the veil in egypt.
This documentary is too long for me to consider it a video snack, but it's a compelling 25 minutes of narrative that grips you from a tender, darkly lit opening scene. İpek could have told the story of a paralyzed son and his mother's love in an exotic land and made it feel foreign to this midwestern american’s eyes. Instead I felt united in their fight for decency as a journalist, as a father, as a compassionate bystander, as a citizen of the world, as a kid who used to throw snowballs at my neighbors never noticing the person behind the glass watching with eagerness.
Watch it over your lunch break, in the wee hours of the morning or in the still of night. You won’t regret it.
Alin Taşçıyan'ın Milliyet'teki haberi:
ALİN TAŞÇIYAN ALTIN PORTAKAL’I İZLİYOR
Limuzinler geldi, kapılar açıldı, güzel bacaklar kırmızı halıya bastı. Salonda açık büfe kuyruğunda beklemekte olan sinemaseverler bir yandan antalya kültür merkezi'nin merdivenlerini tırmanmakta olan yerli yabancı sinemacıları izledi. Herkes büyük usta Coppola'yı bekliyordu.
Kamera açısının dışında, Ulusal Belgesel Yarışması'na seçilen "Ölümü Ektim Randevu Yerinde" adlı belgesele konu olan, Sincan F Tipi Cezaevi'nde gerektiği gibi tedavi göremeyen kanser hastası siyasi mahkum Erol Zavar'ın eşi, iki çocuğunun annesi Esin Zavar, yaşadıkları bu trajediye dikkat çekebileceği birileriyle iletişim kurmaya çabalıyordu.
Filmin yönetmenleri Hüseyin Karabey ve Nesrin Cavadzade, başka bir proje üzerinde çalıştıkları için istanbul'daydı. Esin zavar ve kanser teşhisi konduktan iki yıl sonra, yasa dışı örgüt üyesi olma suçundan hüküm giymiş odak dergisi yazı işleri müdürü Erol Zavar'a destek olanlar kendi olanaklarıyla festivali izlemeye ve kamuoyu yaratmaya gelmişti. Yaklaşması olanaksızdı. Esin Zavar, Coppola ile konuşabilmek için yardım istedi. Yanındaki minik ordu yüzünden Esin Zavar'ın Coppola'ya yaklaşması olanaksızdı, ben bir söyleşi koparmayı bile becerememiştim. Elimizden geleni yaptık. "Ölümü Ektim Randevu Yerinde"nin DVD'lerini gerekli yerlere ulaştırdık.
Başka bir film bitti, alkış koptu. Sinemacılar kameralardan kendilerine zor geçit bularak salondan çıktı. Kapı önünde biriken izleyiciler arasında, yaşamı Ulusal Belgesel Yarışması'ndaki Sinan İpek imzalı, "Ağ" adlı belgesele konu olan Oğuz da vardı.
Dizlerinin üzerinde yürüyebilen, dişlerinin arasına sıkıştırdığı kalemle yazı yazabilen, bütün ihtiyaçlarını kendisini ona adamış annesinin yardımıyla giderebilen oğuz, yüzünde aydınlık bir gülümsemeyle tekerlekli sandalyesinde oturuyordu. Onu görür görmez yanına gittim, elini sıktım, "Nasılsınız?" diye sordum. "Anneniz de geldi mi?" sanki hep tanışıyorduk! Hiç yadırgamadı bu yakınlığı...
Yakın çevrenin desteğiyle zar zor sosyalleşebilen, evden çıkması büyük bir fiziksel çaba gerektiren oğuz, kendi olanaklarıyla Antalya'ya gelmiş, bir ablasının evinde kalıyor, festivalin bir parçası olmanın tadını çıkarmaya bakıyordu. Davetliler eften püften şikayetlerle görevlileri bunaltırken Oğuz, onu, annesini hayata bağlayan o benzersiz cesareti ve enerjisiyle festivale katılıyordu.
BİRGÜN GAZETESİ HABERİ
19/10/2007
OĞUZ'UN YAŞAMİ BEYAZPERDEDE
Özlem Zorcan/Ankara
Ellerini ve ayaklarını kullanamayan, ağzına yerleştirdiği kalemle bugüne kadar iki üniversite bitiren ve bir kitap yazan Oğuz'un ve annesinin yaşamını yönetmen Sinan İpek ağ adlı filmle beyaz perdeye taşıdı. Yönetmen ipek, filmin engelli bir gencin hayatının yanı sıra aynı zamanda bir annenin, bir kadının, bir genç kızın öyküsü olduğunu belirterek "yanlış yapılan bir evliliğin kurbanı, engelli bir evlat annesi. Ama o kadar dirençli ve o kadar iyimser ki... Açık kalple anlatıyor öyküsünü. Oğuz'u ve annesi Meral Hanım'ı tanıyan herkes onları sevecektir" diyor.
BU DUYGULARA ALIŞKIN DEĞİLİZ.
Pek çok insanın sokakta bir engelli gördüklerinde garip duygular yaşadığını ve bu yaşadıkları duyguya isim veremediklerine dikkati çeken sinan ipek, "acıma mı, garipseme mi, haline şükretme mi? Bu duyguları yaşıyoruz, çünkü onlara alışkın değiliz. Tabii, bir sokağın köşesinde aniden karşımıza çıktıklarında şaşırmamız da normal. Çünkü onları az görüyoruz. Çünkü onlar fazla sokağa çıkmıyorlar. Böyle olunca da onları tanıma şansını baştan kaybediyoruz" diye konuşuyor.
'İÇERDEN GÖSTERMEK İSTEDİM'
Ağ filmini çekme nedenini engellileri içerden göstermek olduğunu ifade eden ipek şunları anlatıyor: "engelliler günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar? Toplumumuzda nahoş kabul edilen şeyleri gizleme eğilimi vardır. Bizim günlük hayat dediğimiz şey onlar için kimi zaman büyük bir maceraya dönüşebiliyor. Düşünün ki evdesiniz, yapacak bir iş yok. Mutfağa gidip buzdolabını falan karıştıracaksınız. Vasat bir iş. Ama aynı şeyi oğuz ve onun gibiler yapamıyor. "ah, biri gelse de şu buzdolabındaki pudingden yesem" ya da "ah, biri gelse de dışarı çıkıp biraz hava alsak" diyorlar. Bunlar çok basit ihtiyaçlar. Ya daha ciddi olanlar? Banyo yapmak? Tuvalete gitmek? Bu konuya hiç girmeyelim isterseniz. Hayır, girelim. Ben bunları göstermek istedim." ipek, engelli bireylere bakmak zorunda olanlara da dikkat çekerek, "onların özgürlüğü de engelliler kadar, belki de daha fazla kısıtlanıyor. Bir şeyler yapılmalı, toplum bu insanların yükünü paylaşmalı" diyor.
Yapım: 2006
44. ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ FİNALİSTİ.
İSTANBUL KISA FİLMCİLER DERNEĞİ 7. ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI FİNALİSTİ.
ULUSLARARASI BARİKAT FİLM FESTİVALİ 2010 GÖSTERİM
İZ TV'DE GÖSTERİM.
"Watch it over your lunch break, in the wee hours of the morning or in the still of night. You won't regret it." Trent Gilliss, online editor.
Production date: 2006
44th Antalya Golden Orange Film Festival Documentary Finalist.
İstanbul short movie producers association 7th national short film contest finalist.
International barikat film festival 2010 screening.
Screening at izTV.
For an English subtitled version, click here: vimeo.com/12516242
ONE MAN STANDING
Trent Gilliss, online editor
(Yabancı bir gazetecinin film hakkındaki yorumu)
On the social matrix of the web, one meets all types of interesting people and finds interesting stories through these happenstance relationships. Take, for instance, sinan ipek. In a random checkup on the status of sof videos, ı found this turkish filmmaker had commented on two sof videos with themes of women’s rights: one about kenyan women striving for a more verdant future and another about diana matar's exploration of women and the veil in egypt.
This documentary is too long for me to consider it a video snack, but it's a compelling 25 minutes of narrative that grips you from a tender, darkly lit opening scene. İpek could have told the story of a paralyzed son and his mother's love in an exotic land and made it feel foreign to this midwestern american’s eyes. Instead I felt united in their fight for decency as a journalist, as a father, as a compassionate bystander, as a citizen of the world, as a kid who used to throw snowballs at my neighbors never noticing the person behind the glass watching with eagerness.
Watch it over your lunch break, in the wee hours of the morning or in the still of night. You won’t regret it.
Alin Taşçıyan'ın Milliyet'teki haberi:
ALİN TAŞÇIYAN ALTIN PORTAKAL’I İZLİYOR
Limuzinler geldi, kapılar açıldı, güzel bacaklar kırmızı halıya bastı. Salonda açık büfe kuyruğunda beklemekte olan sinemaseverler bir yandan antalya kültür merkezi'nin merdivenlerini tırmanmakta olan yerli yabancı sinemacıları izledi. Herkes büyük usta Coppola'yı bekliyordu.
Kamera açısının dışında, Ulusal Belgesel Yarışması'na seçilen "Ölümü Ektim Randevu Yerinde" adlı belgesele konu olan, Sincan F Tipi Cezaevi'nde gerektiği gibi tedavi göremeyen kanser hastası siyasi mahkum Erol Zavar'ın eşi, iki çocuğunun annesi Esin Zavar, yaşadıkları bu trajediye dikkat çekebileceği birileriyle iletişim kurmaya çabalıyordu.
Filmin yönetmenleri Hüseyin Karabey ve Nesrin Cavadzade, başka bir proje üzerinde çalıştıkları için istanbul'daydı. Esin zavar ve kanser teşhisi konduktan iki yıl sonra, yasa dışı örgüt üyesi olma suçundan hüküm giymiş odak dergisi yazı işleri müdürü Erol Zavar'a destek olanlar kendi olanaklarıyla festivali izlemeye ve kamuoyu yaratmaya gelmişti. Yaklaşması olanaksızdı. Esin Zavar, Coppola ile konuşabilmek için yardım istedi. Yanındaki minik ordu yüzünden Esin Zavar'ın Coppola'ya yaklaşması olanaksızdı, ben bir söyleşi koparmayı bile becerememiştim. Elimizden geleni yaptık. "Ölümü Ektim Randevu Yerinde"nin DVD'lerini gerekli yerlere ulaştırdık.
Başka bir film bitti, alkış koptu. Sinemacılar kameralardan kendilerine zor geçit bularak salondan çıktı. Kapı önünde biriken izleyiciler arasında, yaşamı Ulusal Belgesel Yarışması'ndaki Sinan İpek imzalı, "Ağ" adlı belgesele konu olan Oğuz da vardı.
Dizlerinin üzerinde yürüyebilen, dişlerinin arasına sıkıştırdığı kalemle yazı yazabilen, bütün ihtiyaçlarını kendisini ona adamış annesinin yardımıyla giderebilen oğuz, yüzünde aydınlık bir gülümsemeyle tekerlekli sandalyesinde oturuyordu. Onu görür görmez yanına gittim, elini sıktım, "Nasılsınız?" diye sordum. "Anneniz de geldi mi?" sanki hep tanışıyorduk! Hiç yadırgamadı bu yakınlığı...
Yakın çevrenin desteğiyle zar zor sosyalleşebilen, evden çıkması büyük bir fiziksel çaba gerektiren oğuz, kendi olanaklarıyla Antalya'ya gelmiş, bir ablasının evinde kalıyor, festivalin bir parçası olmanın tadını çıkarmaya bakıyordu. Davetliler eften püften şikayetlerle görevlileri bunaltırken Oğuz, onu, annesini hayata bağlayan o benzersiz cesareti ve enerjisiyle festivale katılıyordu.
BİRGÜN GAZETESİ HABERİ
19/10/2007
OĞUZ'UN YAŞAMİ BEYAZPERDEDE
Özlem Zorcan/Ankara
Ellerini ve ayaklarını kullanamayan, ağzına yerleştirdiği kalemle bugüne kadar iki üniversite bitiren ve bir kitap yazan Oğuz'un ve annesinin yaşamını yönetmen Sinan İpek ağ adlı filmle beyaz perdeye taşıdı. Yönetmen ipek, filmin engelli bir gencin hayatının yanı sıra aynı zamanda bir annenin, bir kadının, bir genç kızın öyküsü olduğunu belirterek "yanlış yapılan bir evliliğin kurbanı, engelli bir evlat annesi. Ama o kadar dirençli ve o kadar iyimser ki... Açık kalple anlatıyor öyküsünü. Oğuz'u ve annesi Meral Hanım'ı tanıyan herkes onları sevecektir" diyor.
BU DUYGULARA ALIŞKIN DEĞİLİZ.
Pek çok insanın sokakta bir engelli gördüklerinde garip duygular yaşadığını ve bu yaşadıkları duyguya isim veremediklerine dikkati çeken sinan ipek, "acıma mı, garipseme mi, haline şükretme mi? Bu duyguları yaşıyoruz, çünkü onlara alışkın değiliz. Tabii, bir sokağın köşesinde aniden karşımıza çıktıklarında şaşırmamız da normal. Çünkü onları az görüyoruz. Çünkü onlar fazla sokağa çıkmıyorlar. Böyle olunca da onları tanıma şansını baştan kaybediyoruz" diye konuşuyor.
'İÇERDEN GÖSTERMEK İSTEDİM'
Ağ filmini çekme nedenini engellileri içerden göstermek olduğunu ifade eden ipek şunları anlatıyor: "engelliler günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar? Toplumumuzda nahoş kabul edilen şeyleri gizleme eğilimi vardır. Bizim günlük hayat dediğimiz şey onlar için kimi zaman büyük bir maceraya dönüşebiliyor. Düşünün ki evdesiniz, yapacak bir iş yok. Mutfağa gidip buzdolabını falan karıştıracaksınız. Vasat bir iş. Ama aynı şeyi oğuz ve onun gibiler yapamıyor. "ah, biri gelse de şu buzdolabındaki pudingden yesem" ya da "ah, biri gelse de dışarı çıkıp biraz hava alsak" diyorlar. Bunlar çok basit ihtiyaçlar. Ya daha ciddi olanlar? Banyo yapmak? Tuvalete gitmek? Bu konuya hiç girmeyelim isterseniz. Hayır, girelim. Ben bunları göstermek istedim." ipek, engelli bireylere bakmak zorunda olanlara da dikkat çekerek, "onların özgürlüğü de engelliler kadar, belki de daha fazla kısıtlanıyor. Bir şeyler yapılmalı, toplum bu insanların yükünü paylaşmalı" diyor.
Yapım: 2006
44. ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ FİNALİSTİ.
İSTANBUL KISA FİLMCİLER DERNEĞİ 7. ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI FİNALİSTİ.
ULUSLARARASI BARİKAT FİLM FESTİVALİ 2010 GÖSTERİM
İZ TV'DE GÖSTERİM.
-
Vimeo: About / Blog / Developers / Jobs /
Community Guidelines /
Help Center / Video School / Music Store / Site Map
/ Vimeo
or
-
Legal: TM + ©2012 Vimeo, LLC. All rights reserved. / Terms of Service / Privacy Statement / Copyright

Prev week