BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

EVLİYALAR SULTANI ŞEYH MEVLANA NAZIM EL KIBRISİ HAZRETLERİ İle dalga geçen Murat Bardakçının 30 AĞUSTOS 2010 tarihli köşe yazısı;

fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=6520

Duyarlı müslüman kardeşlerimizin ve ihvan kardeşlerimizin bu Edepsize ; edebimizi bozmadan gerekli cevabı aşagıdaki maile yollamanızı rica ediyorum;
mbardakci@htgazete.com.tr

Şeyhe bak şeyheee!

KIBRIS’ta bundan birkaç sene önce yaşanan komediyi belki hatırlarsınız... Magosa Kalesi’nde garip sesler işitilmiş, “Şeyh Nazım el Kıbrısî” adını takınan İngiliz pasaportlu ve kafasında devâsâ bir sarıkla dolaşan adamın biri “İşbu çığlıklar kırk küsur metre boyunda yedi başlı ejderhaya aittir ve de kıyamet alâmetidir” kerametini yumurtlamıştı. Derken aradan birkaç gün geçmiş, sesin kalenin mazgallara sıkışıp kalmış zavallı bir baykuşun çığlıkları olduğu anlaşılmış, devâsâ sarıklı adam rezil olmuş ama işi pişkinliğe vurup tek lâf etmemişti. Adamın yüzsüzlüğü bu kadarla kalsa gene iyi... Yine o günlerde İngiliz veliahdı Prens Charles‘ı diline dolamış ve “Prens’i Müslüman ettim” deyince bu defa İngilizler’i güldürmüştü... İşte böylesine içler acısı saçmalıkları ortaya atmaktan hiç mi hiç utanmayıp düştüğü vaziyeti farkedemeyen bu Şeyh Efendi, şimdilerde yepyeni bir keramet yumurtlamış: Avrupa’da, Sultan Abdülhamid‘in soyundan gelen “Selim Efendi” adında bir şehzade varmış, bu adam hilâfetini ilân etmiş ve Topkapı Sarayı’ndaki peygamber sancağını çok yakında Hazreti Mehdi‘ye bizzat teslim edecekmiş! MEVLÂNÂ TORUNUYMUŞ! Ortalıkta bir zamanlar “Kıbrıslı Şeyh Nâzım Efendi” adıyla dolaşan kerameti kendinden menkul efendi, şimdilerde “Şeyh Muhammed Nazım Âdil el-Kıbrısî el-Hakkanî el-Rabbânî Hazretleri” diye tumturaklı bir isim takınmış, üstelik yepyeni bir de şecere uydurmuş ve zât-ı mecnûnânelerini Hazreti Mevlânâ‘ya kadar götürmüş! Haydi, adamcağızın aklından zoru var veya birşeylerin peşinde koştuğu için kasıtlı olarak böyle cevherler yumurtluyor diyelim; peki ama abuk-subuk konuşup her daim saçmalayan böylesine bir zavallıyı hâlâ eteklemeye devam eden dünya kadar müride ne diyeceksiniz? Size, bu komedinin arkasında nelerin olduğunu kısaca anlatayım: 1980’lerin başında, ortalıkta Nadine Dawson adında Amerikalı bir hatun görünür oldu. Fransa’da yaşayan “Selim” adında bir babası vardı ve bu zât, Nadine Dawson‘a göre Sultan Abdülhamid‘in bir İranlı prensesten dünyaya gelmiş son oğlu idi! Selim‘in doğumundan kimselerin haberi olmamıştı, gizlice büyütülmüştü, hayatını hep kim olduğunu saklayarak geçirmişti ama artık ortaya çıkmasının zamanı gelmişti! Nadine Dawson bu akıllara ziyan hikâyeyi 80’lerin başında gelip bana da anlattı, tabii ki güldüm ve kadıncağızı nazikçe selâmetledim. Ama sonraki senelerde iş dallanıp budaklanır ve hatun hemen her gazetede görünmeye başlar hâle gelince bu “Selim Efendi”nin haddizatında kimin nesi olduğunu merak ettim ve araştırıp öğrendim... AH, ŞU PARA YOK MU! Arapyan adında İstanbullu Ermeni bir antikacının oğluydu! Gençlik seneleri Mısır’da geçmiş, annesinin ikinci kocası olan bir Fransız doktor tarafından büyütülmüş, Mısır’da sürgünde yaşayan Osmanlı ailesinin mensuplarıyla arkadaşlık etmiş, seneler sonra da Abdülhamid‘in oğlu olduğunu iddia etmişti! İşte, “Şeyh Muhammed Nazım Âdil el- Kıbrısî el-Hakkanî el-Rabbânî Hazretleri” unvanını takınan şeyhin “Hazreti Mehdî’yi beklediği” kerametini yumurtladığı “Şehzade Selim Efendi”, Arapyan‘ın oğlu olan ve birkaç sene önce ölen bu Selim‘in torunu... “Pederim, Abdülhamid’in oğludur” diye oradan oraya koşuşturan Nadine Dawson da bu adamın halası ve “Musul petrollerindeki Abdülhamid hissesini alıp trilyoner olmak” gibisinden senelerdir bir türlü bitmeyen hayaller uğruna yeğen bey “halifelik”, halası hatun da “sultanlık” oynuyorlar! Bilerek yahut bilmeyerek böyle tezgâhlara âlet olup saçmalayan “Şeyh”lerin kerametine kurban olsunlar!

Loading more stuff…

Hmm…it looks like things are taking a while to load. Try again?

Loading videos…