20 Ağustos 2007 akşamı Beyoğlu polis karakolunda bir cinayet işlendi; gözaltına alınmış bir genç, polis silahından çıkan kurşunla öldürüldü. Yıllardır yaşanılagelen cinayetlerden çok da farklı değildi aslında: yine tahakküm makinasındaki bir çark, yine nefretle, yine ayrımcılıkla, yine her türlü insani değeri hiçe sayarak bir canı yok etti. Anlaşılan bu sefer maktul, vatandaş olmayıp sığınmacı olduğundan, üstüne üstlük derisinin rengi farklı olduğundan ‘öldürülmeyi hak etmiş’ti; tıpkı kadın olduğu, kürt olduğu, eşcinsel olduğu, ermeni olduğu, trans olduğu, roman olduğu, isyankar olduğu vs. için ‘öldürülmeyi hak edenler’ gibi.
Öldürülen kişinin adı FESTUS OKEY idi. Katil zanlısı 3 yılı aşkın süredir görevinin başında, elini kolunu sallayarak dolaşan bir polis. Mahkeme neredeyse 3 yıldır, Festus’un kimlik bilgilerini beklemek dışında hiçbir şey yapmıyor: ne silinmiş karakol kamera kayıtlarını, ne de en önemli delillerden olan Festus’un kayıp gömleğini soruşturuyor. Festus’un adına adalet aramak için mahkemeye müdahil olarak başvuranları da reddediyor ve sindirmek için haklarında suç duyurusunda bulunuyor.
Benzerleri yüzlerce, binlerce kez tekerrür etmiş bu cinayete, onun örtbas edilme çabasına, adalet adı altında sergilenen bu vodvile karşı sesimizi yükseltiyor, bu olay vesilesiyle herkesi nefret ve ayrımcılık söylemleriyle, adaleti hiçe sayan hukuk sistemiyle hesaplaşmaya, mücadeleye, müdaheleye çağırıyoruz.