Soru 1: “اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٭
وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ ٭
وَ نَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ ٭
تَعْرُجُ الْمَلئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ ”

Zikredilen ayetleri kısaca açıklar mısınız?

Dördüncü Mesele’de geçen “Kadir-i Mutlak o derece sühulet ve sür'atle ve mualecesiz ve mübaşeretsiz eşyayı halk eder ki, yalnız sırf bir emir ile icad eder gibi görünüyor, fehmediliyor. ” cümlesini, o meselede geçen ayetleri de nazara alarak örneklerle izah eder misiniz?

Soru 2: “Hem o Sâni'-i Kadîr nihayet derecede masnuata karib olduğu halde, masnuat nihayet derecede ondan baîddir. Hem nihayetsiz kibriyasıyla beraber, gayet cüz'î ve hakir umûru dahi, ehemmiyetle tanzim ve hüsn-ü san'attan hariç bırakmıyor.”

“Güneş ulviyetiyle beraber bütün şeffaf ve parlak şeylere nihayet derecede yakın, belki onların zâtlarından onlara daha yakın olduğu, cilvesiyle ve timsaliyle ve tasarrufa benzer çok cihetlerle onları müteessir ettiği halde; o şeffaf şeyler ise, binler sene ondan uzaktırlar. Onu hiçbir vecihle müteessir edemezler, kurbiyet dava edemezler.”

“Elbette güneşin nur ve harareti, ilim ve kudretine nisbeten toprak gibi kesif hükmünde, "Nur-un Nur, Münevvir-un Nur, Mukaddir-un Nur" olan Zât-ı Zülcelal, herşeye, ilim ve kudretiyle nihayetsiz yakın ve hazır ve nâzır ve eşya ondan gayet uzak olduğuna … … şuhud derecesinde bir yakîn-i imanî ile iman ederiz ve iman etmek gerektir.”

a. “Hem o Sâni'-i Kadîr nihayet derecede masnuata karib olduğu halde, masnuat nihayet derecede ondan baîddir.” Ne demektir ve nasıl anlaşılmalıdır?

b. “Hem nihayetsiz kibriyasıyla beraber, gayet cüz'î ve hakir umûru dahi, ehemmiyetle tanzim ve hüsn-ü san'attan hariç bırakmıyor.” cümlesini örneklerle izah eder misiniz?

c. “İşte bu hakikat-ı Kur'aniyenin vücuduna, mevcudatta meşhud sühulet-i mutlak içinde intizam-ı ekmel şehadet ettiği gibi, gelecek temsil dahi, onun sırr-ı hikmetini gösterir.” ifadesinin de aynı manada izahı mümkün müdür?

d. “Güneş ulviyetiyle beraber bütün şeffaf ve parlak şeylere nihayet derecede yakın, belki onların zâtlarından onlara daha yakın olduğu, cilvesiyle ve timsaliyle ve tasarrufa benzer çok cihetlerle onları müteessir ettiği halde; o şeffaf şeyler ise, binler sene ondan uzaktırlar. Onu hiçbir vecihle müteessir edemezler, kurbiyet dava edemezler.” paragrafında,

d1. Güneşin şeffaf şeylere onların zatlarından daha yakın olması ne demektir?

d2. Cilvesi ve timsaliyle tasarrufunu ve onları müteessir etmesini nasıl anlamalıyız? Ayrıca cilve ve timsal arasındaki fark nedir?

d3. “Güneş onlara zatlarından daha yakın olduğu halde onlar ise binler sene güneşten uzaktırlar.” ifadesi Allah’ın zatı ve sıfatları için aynen uygulanamayacağına göre, İlâhî sıfatların kâinatla münasebetini nasıl anlamalıyız?

d4- Güneşin eşyadan müteessir olmaması ve eşyanın ona kurbiyet dava etmemesini Cenabı Hak ile mahlukat arasındaki münasebet açısından nasıl anlamalıyız?
Sorularlarisale.com

Loading more stuff…

Hmm…it looks like things are taking a while to load. Try again?

Loading videos…