2012’de DEPO’da “Agir u Govend” (Ateş ve Düğün) vidyo sergisini Oktay (İnce), Özge (Çelikaslan) ve toplayıcı arkadaşlarla yaptığımızda Ankara’da kağıtçıların yaşamlarının ardındaki zorunlu Kürt göçünü ve görsel belleğimizi eski televizyonlarla birlikte “herkes herşeyleşiyordu” diyerek Tophane’ye gelmiştik. Görüntü’nün sopası yok, 2 sene sonra yarı gönüllü yarı zorunlu bir göçle bu kez kendimi Tophane’de buldum.
2009’da “İstanbul’un Artığı” fikrini Ali (Saltan) ile kurguladığımızda da, ardından Erdem (Üngür) ve Işık (Gülkaynak)la bu fikri geliştirdiğimizde de aklımıza böyle bir yola çıkış gelmemişti, gelemezdi de… İstanbul’da gezgin / flanör olmanın marazlarından biri de sürüklenmek.
Sürüklenmeyi durdurduğumuzda da meğer 2 yıldır hiç yerimizden hareket etmemişiz gibi 2014’de DEPO’nun önünden geçen bir toplayıcıya denk geldim. Niyetim evden (Tophane) çıkıp, arkadaşların evine (Tarlabaşı) Beyoğlu’nun artığını izleyerek gidebilmek, biryerlerde kamerayı da görsel belleği de arkadaşlara bırakmak. Ya da öyle umuyorum. En azından evden çıkmış olayım da…
Gördüğüm ilk toplayıcıyla konuşmamda.“Çekim yapmama müsaade var mı?” sorusuna “Çek, sorun değil, ama bizim depoyu çekme, arkadaşlar laf edebilir” cevabını aldım. Yine de depoya gittim. Deponun önünde elimde kamerayı gören biri sert bir yüz ifadesiyle “Piyasada en pahalı mankenin aldığı para neyse onu isterim” dedi. Ardından gülerek ekledi: “Ama iyi oynarım ha…”Olmadığım, ya da olmak istemediğim biri gibi mi görünüyorum elimdeki kamerayla? Mümkündür, bana bakan önce kameranın lensini görüyor.
En iyisi kendi sokağıma dönmek, Kumbaracı Yokuşu’nun postmodern dili kadrajdaki herşeyi fetişe dönüştürecek sanki… Kaldığım apartmanın önüne atılmış kanepe, elli metre ötesindeki bozuk çamaşır makinası.. Biraz daha ilerleyince de Kumbaracı Yokuşu akılda kalmıyor. Hurdalık çıkıyor karşıma, arada bir kuş ötüyor, içerde toplayıcılar dinleniyor. Yandaki müdüriyetle ikinci el dükkanı arasında gidip geliyor hurdalığın sahibi Mahir Abi.
“Ben de burada oturuyorum yaklaşık bir yıldır” diye başlıyorum kendimi tanıtmak için. Bu pek inandırıcı gelmiyor Mahir Abi’ye. Memleketimi soruyor. Tokat, sevdiği memleketlerden biri çıkıyor. Gelini de oralıymış. Konuşmayı kabul ediyor. Kamerayı masaya koyup derdimi anlatmaya çalışıyorum, neden çekim yaptığımı, neyi anlatmak istediğimi… Sonrası geliyor. Ona bir fotoğraf sözüm var. Yarın bastırıp vermeliyim.
2 nisan 2014
alper / artıkişler

Loading more stuff…

Hmm…it looks like things are taking a while to load. Try again?

Loading videos…