1. Videoyu küçük değişiklerle üçüncü kez yayımlıyorum. İlki 2010 Şubat ayı başlarında Metacafe’de ‘ISTANBUL CAPITAL OF CULTURE’ ismiyle çıkmış, aynı zamanda Google ve diğer bazı sitelerde de yayımlanmıştı. Yayımından bir hafta kadar sonra Metacafe 10 dakikayı geçtiği için kaldırılacağını bildirdi. Metacafe kaldırdı ama bugün bir ayı geçtiği halde halen internette bu isimde satırlar çıkıyor, fakat tıklayınca açılmıyor. Bu da karışıklığa neden oluyor, aynı isimle tekrar video yüklemem konusunda beni engellemiş oluyor. (Not: Ben bilinçli olarak ‘yayım’ şeklinde yazıyorum)

    Bu ilk yayımından sonra videoyu istenen ölçüye düşürdüm ve ‘ISTANBUL KULTUR BASKENTI’ ismiyle (noktasız ve çengelsiz harflerle) gene Metacafe’de yayımlandı. Halen internette izleniyor. Bu süreler içinde yurt içinden ve dışından birçok övgüler alırken bazı sorularla da karşılaştım. Videomun müziğinin ve aranjmanının da tarafımdan yapıldığını ilk karede belirtmiş olmama rağmen ‘şarkıyı kim söylüyor?’, ‘beste kimin?’, ‘nerede seslendirildi?’ gibi sorular geliyordu. Bazıları başkasına ait bir müzik bir kaydının üzerine benim yalnızca resimleri koyduğumu düşünüyordu. Bu nedenle bu defa istemeyerek videonun başına ve sonuna birer kare daha ilâve ettim ve tekrar açıklama yaptım. Böylece küçük değişiklikler de yaparak tekrar yayımlıyorum.

    Yazının buradan aşağısındaki bölümünde ilk ve ikinci yayımlandığında yaptığım açıklamayı tekrar koyuyorum:

    1960’lı yılların sonlarından itibaren iş amacıyla arada yurt dışına çıkmaya, her sene birkaç defa Paris’e gitmeye başlamıştım. İş yaptığım Fransız firmalarının yetkilileri ve konumla ilgili ihracat müdürleri bana Fransız kibarlığını gösteriyorlar ve beni çok güzel ağırlıyorlardı. Bazı akşamlar Fransızların ‘diner spectacle’ (okunuşu: dine spektaklı)’ dedikleri yemekli ve sahneli lokallere götürdükleri oluyordu. Fransızlar Paris’i ‘Pari’ şeklinde telaffuz ederler. Gittiğim bu lokallerde grupların ‘Pari Pari ‘ diye hızlı ve canlı bir müzikle programa başladıklarını izliyordum. İstanbul’daki benzer yerlerde, (örneğin bizim de misafirlerimizi götürdüğümüz Kervansaray gibi yerlerde) böyle İstanbul sevgisini özetleyen sözlü ve canlı bir müzikle giriş yapılmadığını düşünüyordum. Zaten İstanbul için yapılan diğer müzikler de ritmi hep çok yavaş olan şarkılardı. Hatta, belki bir aşk kırıklığını, ‘İstanbul’u artık hiç sevmiyorum’ şeklinde terennüm eden bir şarkı bile vardı.

    O yıllarda, yani 1970’lerde ben de aklımca hızlı tempolu bir İstanbul müziği yaptığımı zannediyordum. Hatta tarzım olmadığı halde müzik biraz da oriyantal bir havayla doğmuştu.

    Galiba on beş yılı aşkın bir süre öncesinde 1952’de bestelediğim ‘İlkbahar Hayalleri’ isimli tangomu dostlarıma önce kasetten, sonra CD’den dinletiyor, onlara kaset ve CD veriyordum. İki yıl önce bu parçamın video tarzında da bir çalışmasını yapmış, 2009 Şubat ayında da internete yüklemiştim. Parçanın tahminin üzerinde ilgi görmesi yeni şeyler yapmanın karşılıksız kalmayacağı düşüncesiyle beni heveslendirdi ve böylece işte bu, kafamdaki ismiyle, ‘Güzel İstanbul ‘ videomu yapmaya karar verdim.

    Müzik doğduğu zaman notalarını ve sözlerini yazmış, bazı kayıtlar da yapmıştım. Bu defa işe başlayınca proje uzamaya başladı. Yalnız müzikte 16’lık, yani küçük notalar, onların bazen evvelinde , bazen sonrasında 8’lik notalar vardı. Müzik bu şekliyle daha dinamikti.İş uzayınca konuya göre şarkının kelimelerini ve hecelerini yazarken zorluklar çıkmaya başladı, öğrenilmesi ve söylenmesi zor oluyordu. Ayrıca güzel de olmuyordu. Bu yüzden, yer yer trioleler yaparak şarkıdaki 16’lık notaları kaldırdım ve zaten basit olan müziği biraz daha basitleştirdim. (Tabii şarkı sözlerinin konulduğu notaların dışında 16’lık notalar var).

    Kısa bir videoyla İstanbul’u anlatmak tabii ki mümkün değil. Bir anlık görüntüler kullanmama rağmen pek çok şey eksik kaldı. Oysa bir anda geçen her bir görüntü, aslıda ancak kitaplarla, belgesellerle anlatılabilecek niteliktedir. Bu yönüyle slaytların hızlı geçmesi de hoşgörüyle karşılanmalıdır. Müziği yavaşlatıp bozamazdım. Ancak her iki slayt yerine bir slayt koyarak . yani slayt toplamını yarıya indirerek daha yavaş geçit sağlanabilirdi. Obu da içime sindiremezdim.

    Ben İstanbul sevgimi resim ve müzikle anlatmaya çalıştım. Ama bu herkes için aynı zamanda bir hatırlatma ve yönlendirme oldu. Gençler arasında yaptığım ilk gösterimden sonra, bazılarının arkadaşlarıyla beraber soluğu Galata köprüsü üzerinde aldığını öğrendim. İstanbul’u ziyaret etmeye hazırlananlar da bu videoyu izleme fırsatı bululurlarsa şehir ve görülmesi gereken yerler hakkında az çok bir ön bilgi sahibi olabilecekler. Yurtdışında videomu seyreden bazı dostlarımızın İstanbul’a gelmeye karar verdiklerini de burada kaydedeyim.

    Ne yazık ki İstanbul’da yaşayan insanlarımızın çoğunluğu tarihi eserlerle ilgilenmiyor. Topkapı Sarayını, Süleymaniye Camii’ni bilmeyen çok insanla karşılaştım. Topkapı Sarayı dediğiniz zaman Edirnekapı, Topkapı semtlerinde bir yerden bahsedildiğini sanan Üniversite mezunlarımız var. Ben köprüler üzerinden geçerken illâ Süleymaniye Camii’ne bakarım. Bir gün taksiyle Galata Köprüsü’nde geçerken, arabadaki genç hanıma ‘sağdaki tepeye bak ne görüyorsun’ diye sormuştum. Cevabı ‘hiç bir şey’ idi. Kaç kere iyi bak dediysem de cevabı değişmişti. Koskoca Süleymaniye’yi göremiyordu. Yurt dışında, örneğin en çok bulunduğum Paris’te şoförler tarihi eserleri tanırlar, sorduğunuzda cevaplandırırlar. Bilmediği cevabı hemen elinin altındaki rehber bir kitapçıktan arar. İstanbul’daki aynı meslek sahiplerine Hayrettin Paşa’nın türbesini gösterip ve bu nedir diye sorulduğunda doğru bir cevap alabilme oranı ne olacaktır, merak eden denesin.
    Bu gibi kişilerden bu videoyu seyredenler olursa, onların şehre bakış açılarında belki bir gelişme olur diye düşünüyorum..

    Microsoft Office programlarından Power Point ile pps, ppt, ppsx, pptx ; Movie Maker ile wmv sunumları yapmak çok kolay. Beş altı yaşlarında çocuklar da yapıyor. Genelde sunum yapanlar fona hazır ve bilinen bir müzik koyuyor, sonra programdan koyacakları resimleri (çoğu zaman toplama) eşit aralıklarla yerleştirmesini istiyorlar. Böyle bir sunum yapmak için bazen yarım saatlik bir süre fazla bile gelebilir. Ben videolarımda kendimin bestelediği, orkestrasyonunu ve seslendirmesini kendimin yaptığı bir müziği koyuyorum. Bu müzik videonun omurgasıdır. Kendime ait görüntüleri kullanmaya çalışıyorum. Eğer görüntü kendime ait değilse kaynağını yazıyorum. Ancak kaynağını bulamadığım takdirde onu belirtememiş oluyorum. Bir müzik parçası cümlelerden oluşuyor. Müzik cümlelerinin virgülleri de var. Ben videolarımda görüntüleri fonda bulunan kendi müziğimin ritmindeki, cümlesindeki veya virgülündeki değişimlere göre yerleştirmeye çalışıyorum. Bütün bunlar müzik bilgisinde, bilgisayar ve müzik programlarının kullanımında önemli denilebilecek bir birikim, sonra emek, sabırlı ve azimli bir çalışma gerektiriyor.

    Uzun yıllar önce başlanmış bir dosyası olduğu halde, birkaç aydan beri her işi bırakarak bu videoyu hazırlanmam ‘2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti’ etkinliklerine denk geldi. Ama ben bu deyimi Avrupa’nın bir lûtfu olarak görmüyor, İstanbul’un geçici bir süre için değil, zaten ve daima bir Kültür Başkenti olduğuna inanıyorum. İstanbul yalnız 2010 yılının değil, asırlardan beri Kültür Başkenti idi, ve gelecek yıllarda da bu niteliğini sürdürecektir.

    Elbette güzelliklerini sunmaya çalıştığım İstanbul hakkında, daha doğrusu İstanbul’da yapılanlar hakkında hiçbir olumsuz eleştirim olmadığı düşünülemez. Burada İstanbul’un güzelliklerini ve değerlerini ve de onların ancak bir kısmını yansıtmaya çalıştım. Daha nicelerini videoma dahil edemediğim için üzülüyorum. Gösteremediklerim, gösterebildiklerimden çok daha fazladır.
    Videomu izlediğiniz için teşekkür ediyorum
    HADİ ASİTANELİOĞLU

    # vimeo.com/10304274 Uploaded 2,563 Plays 0 Comments
  2. BU VİDEOYA VE AŞK VE TUTKU’ YA DAİR

    DÜŞÜNEN VE ÖZLEYEN KADIN TABLOLARI;
    Bu videomun müziğini de yıllar önce yapmıştım. Bilgisayar ve müzik yazma programlarıyla tanıştığımız yıllarda notalarını bu müzik programlarıyla yazmış, bilgisayarda ses (audio) kaydını da gerçekleştirmiştim. Son zamanlarda küçük bestelerimii video görüntüleriyle dinletmek hevesine kapılmış ve birkaç deneyimi de Google, YouTube,Metacafe, Vimeo sitelerinde yayımlamıştım. Bu melodileri de videoyla eşleştirmeye kalkınca önce videonun omurgasını oluşturacak olan müziği tekrar gözden geçirmek ve biraz uğraşmak gerekiyordu. Sonra bu müziği ve sözlerini eşleştirecek, aynı duyguları ifade edecek video görüntüleri konusunda düşünce üretmek, karar vermek icap ediyordu.

    8.Mart 2010 günü dostumuz ve iyi kemancı Dr. Musa Albukrek’in Moda Deniz Kulübü’ndeki konserine gitmiştim. Konser saatini beklerken oradaki resim sergisini gezmeye başladım. Nurseren Yurtman isimli bir sanatçının tablolarını izlemeye koyuldum. Yapacağım videomun duygularına uygun olabilir düşüncesiyle sergiden telefonumla birkaç tablonun resmini çektim. Bu sanatçının müsahamasına sığınıyor ve kendisine saygılarımı sunuyorum. Bu tablolar bende bir düşünce açmanın öncüsü oldu. Müziğimin görüntülerini düşünen ve özleyen kadın tablolarıyla ifade edebileceğimi düşündüm. Kafamdan bunların yanına başkalarını da koymaya başladım. Aynı günlerde bir kaynağa da sahip olmuştum:

    27 Şubat 2010 Cumartesi sabahı Çırağan Oteli’nde konsere gitmiştik. Otelin kültür etkinliklerini düzenleyen Ayşe Sipahioğlu konser öncesi kısa bir konuşma yapmış ve bu gün Türkiye’de Resim Günü’dür demişti. Konuşmasından 27 Şubat 1863 Tarihinde, Türkiye'de bilinen ilk Resim Sergisinin Sultan Abdülaziz’in desteğiğle İstanbul Atmeydanı'nda (Hipodrom) açıldığını öğrenmiştik. Kendisi ayrıca bir de slayt gösterisi hazırlamıştı. Konser boyunca müzisyenlerin arkasında büyük bir ekranda Türk ressamlarının resimlerini seyrettik. Konserden sonra kendisinden sunum CD’sinin bir kopyasını rica etmiştim. On gün kadar sonra CD’nin bir kopyasını teşekkürlerimle aldıktan sonra Türk ressamların tablolarından düşüncelerime uygun birkaç kare daha elde etmiş oldum.
    Dahası var:

    Gelinim Aylin Asitanelioğlu , hiç yer kalmadığı halde, ricalarıyla, İstanbul Kultür ve Sanat Vakfı’nın sinema günlerinde, yani 2010 Nisan başlarında , Nişantaşı City ‘de, Paris’te Son Konser isimli film için iki bilet sağlamıştı. Filmde Çaykovski ve keman vardı, hikâyesi de çok güzeldi. Sinema saatini beklerken bu defa orada sergilenmiş olan Fikret Otyam’ın sergisini gezdim. Tablolar harika, gözler son derece ilginçti. Orada da birkaç resim çektim. Ne yazık ki yalnız birini bu videoda iki yerde kullandım. Umarım bu sanatçıyı da üzmüş olmuyorum.

    Artık küçük bir video gösterisi için yeterli malzemeyi topladığımı zannediyordum. İşe koyulunca başlangıçtaki tasarımı aştım, koleksiyonumu büyüttüm. Bu videoyla sizlere renkleriyle ve ifadeleriyle müzikteki duygularıma katkıda bulunduğunu düşündüğüm yüzden fazla düşünen ve özleyen kadın tablosu sunuyorum.

    AŞK VE TUTKUYA DAİR BİRKAÇ SÖZ:
    Aşık olunca her an onu düşünürsünüz. Kurtulamazsınız, isteseniz bile onu düşünmeden yaşayamazsınız. Sevgi karşılıklı ise o da sizi düşünüyordur.. Yaşadığınız her şeyi siz ona o da size anlatmak, he şeyi birbirinizle paylaşmak istersiniz.
    Kuruntu, endişe, şüphe, küçük tartışmalar, anlaşmazlıklar, ayrılıklar da aşkın ıstıraplarıdır.

    Aşk başladığında bir yanda sevgi, duygu, içgüdü coşarken ; diğer yanda da onları akıl ve mantık sorgulamak, irdelemek ister. Onunla da bitmez, akıl ve mantığın olumlu veya olumsuz kararlarını uygulamaya çalışan irade de gücünü dener. Sevgi, duygu ve içgüdü, akıl ve irade hepsi uyum içindeyse, hele bu karşılıklı ise bu en büyük mutluluktur. Ama ne yazık ki bu her zaman böyle olmaz. Sevgi ve duygularınızı, akıl, ve mantığınız her zaman onaylamayabilir. Aklın verdiği kararları uygulamakta irade çoğu kez güçsüz kalabilir. Hatta akıl, mantık ve irade tamamen çökebilir, hepsi sevgiye boyun eğer. Çünkü aşk bir tutkudur.

    Her durumda aşk, bir volkanın infilâk etmesi gibi sanatçıyı, düşünürü coşturur, yeni sanat eserlerinin, düşünsel yaratıların oluşmasını sağlar . Büyük Alman şairi Goethe’nin yedi kere aşık olduğunu ve en büyük eserlerini bu dönemlerde verdiğini, Victor Hugo’nun seksen yaşındayken genç bir kıza olan aşıkının eserlerine yansıdığını anlatırlar.

    Son sözü Muallim Naci’ye bırakıyorum:

    Lâl olursun söylesem bir fıkra tab-ı sineden
    Bir sahife açsam ağlarsın kitab-ı sineden

    Aşkınız mutlu ve ölümsüz olsun

    HADİ ASİTANELİOĞLU

    # vimeo.com/11986046 Uploaded 1,474 Plays 2 Comments

Hadi Asitanelioglu videos on Vimeo

Hadi Asitanelioglu

This channel is reserved for my videos on Vimeo. Musical compositions, lyrics, arrangemants, vocal, sound realization, vocal, video realization of my all videos are belong to me. That is means, I composed the music, I have written the lyricks, I made…


+ More

This channel is reserved for my videos on Vimeo. Musical compositions, lyrics, arrangemants, vocal, sound realization, vocal, video realization of my all videos are belong to me. That is means, I composed the music, I have written the lyricks, I made the arrangemant, I made the sound realization in computor using SoundFont made by me, I sang and, of course, I realized the video. I hope you will like my videos.
Hadi Asitanelioglu
Istanbul
hadibey@gmail.com

Browse This Channel

Shout Box

Heads up: the shoutbox will be retiring soon. It’s tired of working, and can’t wait to relax. You can still send a message to the channel owner, though!

Channels are a simple, beautiful way to showcase and watch videos. Browse more Channels.